ULUSLARARASI HUKUKTA TÜRKİYE- SURİYE MESELESİ VE ESED'İN YARGILANMASI
Bildiğimiz üzere Çoğu Arap ülkelerini etkisine alan "Arap Baharı" Suriye'yi de etkilemiştir. 2011 yılında Suriye' deki yönetimsel ve siyasi kriz ortamı iç savaşı tetiklemiş 61 senelik Baas rejimi bitmiştir. Beşar Esed Rejimi, Suriye'de 13 sene boyunca uluslararası hukuk, insan hakları hukuku hiçe sayılarak zalimane bir tavırla 15 milyona yakın insan ölmüştür. Ancak uluslararası hukuk bağlamında net olarak söyleyebileceğimiz şudur ki, savaş suçu, insanlığa karşı suçlar, işkence, eziyet gibi suçlar işlenmiştir.
Bizim ülkemiz Türkiye bu süreçte Suriye meselesinde etkin rol oynamış hatta ekonomik ve siyasal açıdan en çok destek veren ülke olmuştur.
Hatta sınır güvenliğimizi ciddi tehlikeye koyacak PYD/YPG DEAŞ gibi birçok terör örgütü askeri olarak karşı karşıya gelmiştir.
28 Eylül 2016 tarihli Milli Güvenlik Kurulu Bildirisi'nde hudutlarımızda bir terör koridorunun oluşmaması için başlatılan "Fırat Kalkanı Harekatı'nın öncelikli iki amacından ilkinin, sınır güvenliğimizin sağlaması ve bölgede yaşayanların can ve mal güvenliğinin temin edilmesi, ikincisinin burada DEAŞ ile PYD/YPG terör unsurlarının bütünüyle temizlenmesi ve ülkelerinin bütünlüğü için Özgür Suriye Ordusu'nun desteklenmesi olduğu" bildirilmiştir.
Türkiye bu konuda sınır güvenliği tehdit altında olduğundan "doğrudan müdafaa" hakkını haklı kılan gerekçelerdir. Harekâtın ÖSO ile desteklenmesi bu yüzdendir. Çünkü yönetim boşluğu olunan bir ülkede, yerel unsurlarla birlikte mücadele etmek " meşru müdafaa" ya uygun değildir. Bu anlamda Türkiye uluslararası hukuk, insan haklarına en duyarlı ülke olmuş ve hatta üzerine düşen sorumluluğu ciddi manada yerine getirmiştir.
22 Aralık 2024'te Suriye'de yeni yönetimin Lideri Ahmed Şara tarafından Suriye'nin yeniden güvenli, huzurlu, özgür olması sürecinde uluslararası hukuk bağlamında yeni yönetim lideri Ahmed Şara olmuştur. Ahmed Şara'dan beklenilen ve Türk hukukçusu ve vatandaşı olarak, istediğimiz Beşar Esed tarafından yapılan insanlık ve savaş suçunun yargılanabilmesi açısından Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin yargı yetkisini tanımasını şiddetle tavsiye ederiz. Çünkü bu sebeple Roma Statüsü 12/3. göre beyan sunarak yeni yönetim Esed'in yargılanması ve milyonlarca insanın ve insanlık suçunun cezalanması hem insanlar için hem de devletler için huzur ve güven ortamı sağlayacaktır. Uluslararası hukuka duyulan güveni arttırmış olacaktır.
Aynı zamanda yeni yönetimin sağlam, hukuki zeminlere bastığının nişanesi olacak ve tüm diğer savaş tehdidi altında olan ülkelere de örnek olacaktır.
Bu bağlamda uluslararası hukuk, devletler, örgütler, BM, insan hakları etkin bir şekilde müdahil olması gerekmektedir.
Her ne kadar suçun faili olarak gözüken Beşar Esed Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde 1998 Roma Statüsü'ne taraf olmasa da uluslararası hukuk, insan hakları hukuku ön planda tutulmalı ve tüm ülkelerin uluslararası hukukun uygulanabilir olması konusunda bildiri, kınama, ülkeyi tanımama gibi ciddi yaptırımlarla destek olunması gerekmektedir.
